
Eşcinsellik alt kültürü istikametinde travesti ve transeksüellere,
oradan da Ülker Sokağa gelen araştırma, Selek'in sokaktaki
çatışmanın hemen ardından burada yaşayan travesti ve
transeksüellerle birlikte geçirdiği zamana, diyalog ve 'içerden' anlama
Sosyolog Pınar Selek’in yeniden basılan araştırma kitabı Maskeler Süvariler Gacılar, dışlama mekanizmalarını ifşa ediyor. Karakaşlı "Selek’in sosyoloji ile kurduğu bağ, çalışmalarındaki Etkileyiciliğin ...
Bazen değişmeyen şeylerle ödeşebilmek için geçmişten gelen bir sese ihtiyaç olur. Şiddetin her türünün olağanlaştığı bugünlerde, 15 yıl öncesinden gelen bir kitap işte tam da bu gaflet uykularından bizi uyandıracak o billur sesin işlevini görüyor. Sosyolog yazar Pınar Selek’in bir alt kültürün dışlanma mekânı olarak Ülker Sokağı ele aldığı Maskeler Süvariler Gacılararaştırma kitabı üçüncü baskısıyla bu kez Ayizi Yayınları’ndan bir kez daha bizlerle buluştu. Odak noktasına İstanbul’da 1996’da düzenlenen Habitat II’nin hemen öncesindeki günlerde, Cihangir’deki Ülker Sokak’ta travestilere ve transeksüellere karşı uygulanan şiddeti alan Maskeler Süvariler Gacılar,güncel bir olayı iktidarın ataerkil dışlama mekanizmalarına yönelik kapsamlı bir çerçeveye oturtarak, tartışma zeminini genişletmişti. Bir sokakta birkaç travestiye yönelik münferit bir vaka olarak kurgulanmaya çalışılan dışlama operasyonu böylelikle asıl eksenine otururken, kerelerce tekrarlanışı da bu dışlayıcı şiddetle ödeşmenin aciliyetini ortaya koyuyor. Nitekim yeni baskının önsözünde Yasemin Öz, bu tekrarların temel sebebini berrak bir saptamayla paylaşıyor: "15 yıl önce Ülker Sokak’ta gördüğümüz kâbusu, beş yıl önce Eryaman’da, iki yıl önce Şişli’de gördük, bugün Tarlabaşı’nda görüyoruz. Olayların bu derece benzer olması ironik neredeyse. Ancak bu benzerlik ironiden değil, toplumsal yaşamın ataerkil-militarist- kapitalist-heteroseksist yapısında 15 yıl içinde hiçbir kırılma olmamasından kaynaklanıyor."
13 Kişi Hayatını Kaybetmişti
Pınar Selek, her tür dışlamanın önkoşullarından olan meşruiyet zeminlerini ve dönemin siyasi- toplumsal iklimlerini sergileyerek öncelikle ataerkil iktidarın öteden beri alt kültür ve öteki olarak tanımlayıp, dışladığı topluluklarla sorunlu ilişkisini ifşa ediyor. Eşcinsellik alt kültürü istikametinde travesti ve transeksüellere, oradan da Ülker Sokağa gelen araştırma, Selek’in sokaktaki çatışmanın hemen ardından burada yaşayan travesti ve transeksüellerle birlikte geçirdiği zamana, diyalog ve ’içerden’ anlama çabalarına yaslanıyor. Araştıran-araştırılan ilişkisini ortadan kaldırma isteğiyle Pınar Selek, katılımcı gözlem ve atölye çalışması ile sözün doğrudan ana kaynağında üretildiği ve paylaşıldığı bir zeminde ilerlemiş. Tarafsız değil, nesnel ve hesap verebilir olmayı benimseyen sosyolog, bu ilk çalışmasından itibaren hep eylemle desteklenen, insana nesne değil, birey muamelesi ile yaklaşan bir bilim ahlakının da en esaslı uygulayıcılarından oldu.
Maskeler Süvariler Gacılar, yazarın dışlananları bir araya getirip, sanat aracılığıyla birlikte üretmeye ve konuşmaya başladıkları Sokak Sanatçıları Atölyesi’nin de nasıl tuzla buz edildiğini kayıtlara geçirmesi açısından okuru derinden sarsıyor. Tam da bu noktada araştırılan bir konu ve o konunun dışındakiler diye bir ayrım bulunmadığını ve dışlama mekanizmalarının her an hepimizi öğütmeye yeltenebileceğini iliğimizde hissediyoruz. Ülker Sokak’ta o dönem can güvenlikleri kalmayan ve baskılara dayanamayan travesti ve transseksüeller başka semtlere taşınmak zorunda kaldı. Daha bir yıl dolmadan içlerinden 13 kişi hayatını kaybetmişti. Pınar Selek yaşanan şiddeti, hem mekânı ’temizlemeyi’ amaçlayan dışlayan aktörler hem de burada yaşayan dışlananların gözünden anlatırken dışlananları mağduriyet kapanına sıkıştırmadan, bu deneyimden çıkan dönüşümü de yeni baskı için yazdığı önsözde özenle kayıtlara geçiriyor: "Ülker Sokağı dağıttılar. Ama hesap edemediler ki, LGBT hareketi, bu vahşet deneyimini tarihine yazdı. Sadece mağdur olmayı reddettiği, maruz kalınan vahşet üzerinden sonuçlar çıkardığı bu deneyimi, sembolik bir olay haline getirdi. Böylece Ülker Sokak, bir grup travesti ve transeksüelin yaşadığı acı olmaktan çıkarak, özgürleşme politikasının argümanlarından biri oldu." Pınar Selek’in sosyoloji ile kurduğu kişisel bağ, çalışmalarındaki samimiyetin ve etkileyiciliğin en önemli sebeplerinden biri.
Üstten ya da dışarıdan değil, kendi duruşunu yitirmeden hep tam içinden bakmayı tercih eden Selek, dışlananlarla kurduğu ilişkiyi şöyle anlatmıştı bir söyleşisinde: "Sosyolojiye başladığım andan itibaren gerçekten nasıl bir toplumda yaşıyorum, ben nasıl bir insanım, hangi kelimelerle konuşuyorum, geleceğimi nasıl kuruyorum sorularına yanıt aradığım için toplumun bilinmeyen yerlerinde biraz kendimi de aradım. Çünkü insan sadece kendi bulunduğu çevreyi değil, dışladığını da tanıyarak kendine bakmış oluyor." Tam da bu nedenle elimizdeki kitabı biz de kendimizle bağ kurarak okuyoruz. Ve Pınar Selek "Bunca yıl sonra bu kitabı yeniden paylaşmak, kasığımdaki kabuk bağlamamış yaraya elinizi dokundurmak gibi," dediğinde, gerçekten oraya dokunduğumuzu hissediyoruz. Tabulara dokunmaya herkes aynı oranda cesaret edemedi belki ama dokunanlar bize de el uzatmamız için güç verdi. Zaten Pınar Selek tam da bunun çağrısını yapıyor: "Verin elinizi. Zaman makinesinin bizi götüreceği durak çok yakın. Dün gibi." Yarınımız dünden farklı olsun istiyorsak bu çağrıya kulak verelim, birbirimize el verelim. Hemen şimdi. (sabah)
Etiketler :
Pınar Selek
kitap
Maskeler Süvariler Gacılar
Syden Lezbiyen,Gay,Biseksüel,Travesti Trans LGBT Onur Yürüyüşü. Mardi Gras 2012

New York’ta, 1969 yılında, Stonewall’da eşcinseller tarafından başlatılan isyanın bugünkü taşıyıcıları; lezbiyenler, geyler, biseksüeller, travesti ve transeksüeller.
Bundan 43 yıl önce, baskı kuran sisteme ve onun temsilcisi polise karşı, kendiliğinden bir tepkiyle eşcinseller tarafından yakılan ateşin közü, LGBTT bireyler tarafından kollektif olarak, “Onur Haftası ve Yürüşü” adıyla alevlendiriliyor; her yıl, her haziran.
İlhamını Stonewall ayaklanmasından alan Sydney Mardi Gras Yürüyüşü/Festivali, kendi özgül tarihiyle kısmen farklı. Zira 1978’de eşcinsel yürüyüşüne polisin şiddetle müdahelesiyle başlıyor. Ertesi yıl kazasız belasız, 3 bin kişinin katıldığı eylemle Mardi Gras’ın temelleri atılır. Bu yıl 34’üncüsü düzenlenen, yaklaşık 3 hafta süren, kapanışını 3 Mart’ta büyük bir geçit gösterisiyle yapacak olan Mardi Gras, bu topraklara özgü olsa gerek, zaman içinde uluslararası, bol sponsorlu, “business” ve profesyonel bir işe dönüşmüş, hatta CEO’su bile var.
Organizasyonun Pazarlama ve İletişim Müdürü Ketie Hoskins T24’e konuştu.
Ketie Hoskins, tarihinden bahsederken şu bilgileri veriyor: “Bir kaç karışık yıldan sonra, Mardi Gras esas biçimini aldı. Festival bir zamanlar Planetout, Conde Nast isimlerini de aldı. Şu an geleneksel geçit yürüyüşlerinin ilk 10’u arasında. ”
Türkiye’deki Onur Yürüyüşü’nden farklı olarak, kostümlerin, renkliliğin, slogansızlığın, dövizsizliğin, daha öne çıktığı bir buluşma Mardi Gras.
Yüzbinlerce insanı çeken uluslararası organizasyona bu yıl Kylie Minogue de şarkılarıyla katılıyor.
Hoskins amaçlarının LGBTQI(Lezbiyen-Gey-Biseksüel-Transgender-Queer-Intersex) toplumunun haklarının ve çeşitliliğin kabul edilmesi olduğunu söylüyor.
Mardi Gras özetle; LGBTQI birey ve gruplar için siyasal ve daha yaratıcı işler için kaynak, fırsat yaratan, benzer ereği ve görüşü taşıyanların kucaklaşmasına imkan veren bir festival.
Büyük bir organizasyon gerçekten; yüzlerce gönüllü, profesyonel bir ekip, güçlü bir piar çalışması.
Dünyaya, insanların birbirini sevmesi konusunda ilham verdiklerine inandıklarını belirten Hoskins, “bunu Mardi Gras’ın gücü ve çeşitliliğin güzelliğiyle yapıyoruz” diyor.
Politik olarak parlamento içindeki partilerden hiçbiri ile ilişkilerinin olmadığını, ama sık sık milletvekillerini kişisel olarak kendilerine destek verdiğinden söz eden Hoskins, Müslüman Homofobi Karşıtı grubun da, 9 bin kişinin katıldığı 3 Mart’taki geçit gösterisine destek vereceğini söyledi. Hareketin öncülerinden biri de Pakistanlı Müslüman lezbiyen aktivist Alyena Mohummadally. Geçen yıl bu grupta bazı Türklerin yer aldığını yazmıştım.
Federal Hükümet’in önündeki önemli konulardan biri olan “Eşcinsel Evlilik Yasası” ile ilgili sorduğum soruya ise şöyle bir yanıt aldım: Evlilik aşk ve taahhüttür, evlendiğinin kişinin cinsiyetiyle ilgili değildir”.
Bu konuda son bir bilgi. Avustralya’da, eşcinsel evlilikler federal düzeyde henüz yasal değil. Ancak konu hükümetin gündeminde. Ancak, miras, emeklilik, aile indirimi gibi konularda eşcinsel çiftler, heteroseksüellerle eşit haklara sahip.
Sydney, kendi insanları ve Avustralya dışından gelenlerle renk ahenginin limanına dönüşmüş bile şimdiden.
Sydney Gay ve Lezbiyen Yürüyüşü: Mardi Gras
t24.com.tr/yazi/sydney-gay-ve-lezbiyen-yuruyusu-mardi-gras/4665

Beyoğlu’nda aşırı hız yapan bir araç, kayganlaşan yolda kontrolden çıkarak otobüs durağına girdi. Durakta bekleyen 1 kişi yaralandı.
Kaza, saat 01.00 sıralarında Tarlabaşı bulvarında meydana geldi. Tarlabaşı’ndan Karaköy istikametine giden 34 FT 4761 plakalı aracın sürücüsü Serdar Hacıbayramoğlu, aşırı hız sebebiyle kayganlaşan yolda direksiyon hakimiyetini kaybetti. Kaldırıma çıkarak otobüs durağına giren araç, travesti Batuhan Şerbetçioğlu’na çarptı. Vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine gelen sağlık ekipleri, Batuhan Şerbetçioğlu’nu Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırdı. Polis kazayla ilgili incele başlattı.

541 günlük 'rekor' hükümet arayışı, ülkenin ilk eşcinsel başbakanı olan sosyalist Elio Di Rupo liderliğindeki kabinenin yemin etmesi ile çözüldü.
Belçika, 18 aydır süren müzakereler ardından nihayet yeni bir hükümete kavuştu.
Ülke, maraton görüşmeler sırasında, dünyanın 'emanetçi hükümet' ile en uzun süre yönetilen ülkesi durumuna gelmişti.
Varılan anlaşma doğrultusunda Elio Di Rupo, ülkenin son 30 yıldır ana dili Fransızca olan ilk başbakanı oldu.
Ülkede, Flamanca ve Fransızca konuşan halklar arasında denge kurulması son derece hassas bir konu.
Bu nedenle altı partiden oluşan koalisyon hükümetinde üyeliklerin iki dili konuşanlar arasında mümkün olduğunca eşit paylaştırılmasına gayret edildi.
Ayrıca bütçe ve göçmenlik konularında izlenecek siyasetler de uzun uzadıya tartışıldı.
Ancak en sorunlu mesele, Fransız ve Flaman toplumları arasında oy haklarının nasıl düzenleneceği oldu.
Düğümü euro krizi çözdü
Müzakerelerin çözüme kavuşturulmasında ise euro bölgesinde süregiden kriz etkili oldu.
Geçen hafta Belçika'nın kredi notunun A+'dan AA'ya indirilmesi, hükümetsizliğin daha fazla sürmemesi yönünde baskı unsuru yarattı.
Yeni Başbakan Di Rupo, ülke ekonomisini sağlam bir zemine oturtmak için tasarruf önlemleri alacağını söylüyor.
Hükümetin Flaman bölgelerinin ayrılma talepleri konusunda da siyaset belirlemesi gerekiyor.
Flaman bölgesinin en büyük partisi olan, ayrılma yanlısı NVA'nın yanı sıra Yeşillerin koalisyona katılmamış olması ise yeni hükümet açısından zaaf olarak görülüyor.
Di Rupo'nun 18 üyeli hükümeti, Brüksel'deki kraliyet sarayında düzenlenen törenle, Kral II. Albert önünde yemin etti. Di Rupo, yeminini ülkenin üç ana dilinde birden ederek (Flamanca, Fransızca ve Almanca) halkı kucaklayıcı bir mesaj verdi.
Normalde başbakanın sadece kendi ana dilinde yemin etmesi yeterli.
İtalyan göçmeni bir aileden gelen 60 yaşındaki Di Rupo ülkenin eşcinsel olduğunu kamuoyu önünde açıklamış olan ilk başbakanı. Kırmızı papyonu ile özdeşleşen siyasetçi, ayrıca ülkede 1974'ten bu yana iktidara gelen ilk sosyalist başbakan.
541 günde kurulabilen hükümet, daha önce Kamboçya'ya ait olan 182 günlük hükümet müzakeresi rekorunu açık farkla kırdı.
Belçika'nın 2010 Haziranı'ndaki genel seçimden bu yana hükümetsiz kalması, halkın bazı kesimlerinin siyasetçilere tepki duymasına neden oluyordu.
Siyasetçilere sorumlu davranmaları çağrıları yapılan gösteriler düzenledi.
Bazıları ise tepkilerini mizahi bir şekilde dile getirmeye yöneldi.
Bir grup, hükümet kurulana dek sakallarını kesmeyeceklerini açıklamıştı.

Polis şiddetine suç duyurusunda bulunan Pembe Hayat LGB Travesti üyeleri "polise görev yaptırmamak için direnme ve hakaretten" ceza aldı.
Pembe Hayat Derneği üyesi Buse Kılıçkaya, Derya Tunç ve Naz Güdümlü'nün yargılandığı davada üç trans insan hakları savunucusu "polise görev yaptırmamak için direnme ve hakaretten" cezalandırıldı.
Kılıçkaya, Tunç ve Güdümlü 19 Haziran 2010 gecesi araçları içerisindeyken, Ankara Esat Karakolu'na bağlı polisler tarafından gözaltına alınmış, ardından "Polise görev yaptırmamak için direnme", "hakaret" ve "kamu malına zarar verme" iddialarıyla haklarında dava açılmıştı.
Ankara Adliyesi 15. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen dava bugün karara bağlandı. Davayı, Kaos GL ve Pembe Hayat temsilcileri izledi.
Buse Kılıçkaya "Kamu malına zarar verme" suçundan beraat ederken, "polise görev yaptırmamak için direnme ve hakaretten" beş ay hapis cezası aldı.
Derya Tunç "polise görev yaptırmamak için direnme ve hakaret"ten altı ay, Naz Güdümlü "polise görev yaptırmamak için direnme ve hakaretten" bir yıl hapis cezası aldı. Tunç ve Güdümlü'nün cezaları beş yıl ertelenirken Kılıçkaya'nın cezası ertelenmedi. Karara itiraz süresi yedi gün olarak açıklandı.
"Suçunuz travesti olmak"
bianet'e konuşan Kılıçkaya kararın "trans insan hakları savunucularına yönelik bir durdurma taktiği olduğunu", söz konusu polislerden şikayetçiyken, hapis cezası aldıklarını anlattı.
"Aslında olay şöyle başladı. Polis keyfi uygulama yaptığı ve şiddet uyguladığı için biz polisten davacıydık. Polis bunu görünce onlar da davacı oldu. Bizimki reddedildi, onlarınki kabul edildi.
"Bu karar, polisten dayak yesen de, şiddet görsen de, kabahatler kanunundan ceza yesen de, insan olduğunu bile söyleyemediğin bir ortamın göstergesi."
Kılıçkaya olayın görüntülerinin kayıtlı olduğunu, görüntülerde polisin gözaltına alma nedeni olarak "travesti olmalarını" gösterdiğini söylüyor.
"Şaşırarak izlediğimiz bir karar. Her şey kamera kayıtlarında var. Devlet malına zarar vermekten ceza aldık, kayıtlarda polis devlet malı denilen şeyi kendisi düşürdüğünü ve davacı olmadığını söylüyor. Neden gözaltına alındığımızı sorduğumuzda polis suçumuzun "travesti olmak" olduğunu söylüyor.
"Ben o karakolda yapılan ihlallere yönelik üç yıldır rapor hazırlıyorum. Şimdi bu üç yılı üç aylık cezayla telafi ettiklerini düşünüyorum."
17 Mayıs 2010'da Pembe Hayat Derneği üyesi 5 trans insan hakları savunucusu yine şiddet kullanılarak Esat Karakolu'na bağlı polisler tarafından gözaltına alınmış ve trans insan hakları savunucularına dava açılmıştı, bu olay uluslararası insan hakları örgütlerinin tepkisini çekmiş ve dava tek celse sürerek, trans insan hakları savunucuları beraat etmişlerdi. (ÇT)
bianet.org

Kaos GL Çarşamba Seminerlerinde LGBTT Hareketin Tarihin tanıklık ediyoruz. Elçin Kurbanoğlu ile birlikte 1970’lerden 2010’lara LGBT Hareketin tarihine yolculuk yapıyoruz. Dönüm noktaları, ortaklıklar, görüş ayrılıkları..
Aktivist ve akademisyen olan Elçin Kurbanoğlu ile kendi tarihimize tanıklık ediyoruz. Sadece geçmişi değil aynı zamanda LGBT Hareketin gündemini de tartışacağız. Pembe Hayat Derneği üyesi trans bireylere yönelik kötü muamele ve işkenceler, polise mukavemet iddiaları ve “Suçunuz Travesti olmak davası”nı gündemimize alıyoruz.
Kaos Kültür Merkezinde her hafta düzenlenen “Çarşamba Seminerleri” programında, Aralık ayının ilk seminerine, Qıjika Reş Dergisi Kolektifinden Ramazan Kaya katıldı.
14 Aralık Çarşamba akşamı, saat 18.30’da, herkesin katılımına açık yapılacak. Hem LGBTT Hareketin tarihini öğrenmek hem de “suçunuz travesti olmak” davasını tartışmak isteyen herkesi bekliyoruz.
Kaos GL, “ÇARŞAMBA SEMİNERLERİ”ni her hafta Çarşamba günleri, saat 18.30’da, Kaos Kültür Merkezi’nde düzenliyor.
Seminerleri bildiklerini gözden geçirmek, birlikte öğrenmek, öğrendiklerini paylaşmak için uzmanların katkılarıyla düzenleyen Kaos GL, program akışını çalışma ve mücadele alanlarından hareketle belirliyor.
Herkesi seminerlere katılmaya ve katkı koymaya davet eden Kaos GL, “Çarşamba Seminerleri”nin daha sonra bir akademiye (“Kaos Akademi”) evrilmesini planlıyor.

Modacı Hakan AKKAYA Hangi Erkekle Neden Erkek Erkeğe Dudaktan Öpüştü?
Caner Erdem yönetimindeki Show TV İç Yapımlar ekibi tarafından hazırlanan, tarzına güvenen ve giydiği her şeyi kendine yakıştıran hanımların, “En Şık” seçilmek için yarıştığı 100 bin TL büyük ödüllü programda.Ünlü Koreograf Uğurkan Erez’in danışmanlığında yapılan programın jüri üyeliğini ise, moda avcıları olarak tanınan; Barbaros Şansal, Ivana Sert ve Hakan Akkaya yapıyor.bu hafta yarışmacılardan deniz ilhan'a juri üyelerinden Modacı hakkan AKKAYA'nın Seni Sevmiyorum demesi üzerine. Deniz İLHAN'ın Hakan AKKAYA'ya tarzlarımız farklı... Çocukla Dudaktan Öpüşmen Gibi...
Moda Giyim Programı Bugün Ne Giysem ?
Caner Erdem yönetimindeki Show TV İç Yapımlar ekibi tarafından hazırlanan, tarzına güvenen ve giydiği her şeyi kendine yakıştıran hanımların, “En Şık” seçilmek için yarıştığı 100 bin TL büyük ödüllü programda.
Ünlü Koreograf Uğurkan Erez’in danışmanlığında yapılan programın jüri üyeliğini ise, moda avcıları olarak tanınan; Barbaros Şansal, Ivana Sert ve Hakan Akkaya yapıyor.
bu hafta yarışmacılardan deniz İLHAN'a juri üyelerinden Hakkan AKKAYA'nın Seni Sevmiyorum demesi üzerine.
Deniz İLHAN'ın Hakan AKKAYA'ya tarzlarımız farklı Çocukla Dudaktan Öpüşmen Gibi demesi üzerine hakan AKKAYA bir cevap bulamayınca.
ben Ninemle'de Dudaktan Öpüşüyorum Demek Zorunda kaldı...

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, ilk kez dünya çapında LGBT Travesti bireylerin........
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, ilk kez dünya çapında LGBT bireylerin haklarının ihlallerine karşı ayrıntılı bir rapor yayımladı ve ülkelerin kendi vatandaşlarını korumak için neler yapabileceğini belirten bir dizi öneri sundu.
Belgede yazılanlar arasında, dünya hükümetlerinin sık sık şiddeti ve cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılığı göz ardı ettiği de yer alıyor.
Rapor, dünya devletlerinin hangi yükümlülüklerinin olduğunun, bireylerin haklarının nasıl istismar edildiğinin, LGBT bireylere yönelik şiddet ve bazı devletler tarafından kabul edilen ayrımcı yasa ve uygulamaların olduğunun altını çiziyor